ıllılı.ıl.lı.. Ask Çiçegim Forum ..ıl.lı.ıllılı
Dostluk Ve Paylaşım Plartformu
Aşk-Çiçeğim Forumuna Hoşgeldiniz. Forumumuzdan Yararlanmak ve Etkinliklere Katılmak İçin Lütfen Üye Olunuz.Foruma Üye Olmadan Önce Kurallarımızı Okuyunuz.

Kuralları Okumak İçin Tıklayınız...



ıllılı.ıl.lı.. Ask Çiçegim Forum ..ıl.lı.ıllılı

ıllılı.ıl.lı.. Biz Bir AiLeyiz Gel Sende KatıL Bize ..ıl.lı.ıllılı
 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Mevlana Celaleddin Rumî

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
AsK-ÇiÇeGiM


avatar

1
*Yaş : 27
*Kayıt tarihi : 16/05/09
Nerden : Kαуıρ Sєђiг
Hobileri : Forum düzenlemek,Müzik dinlemek,pc...
Lakap : CaDı :p
Aktiflik :
999 / 999999 / 999

Sanal Hayvanı : 5

ÖzeL
Yetenek:
100/100  (100/100)
Uyarı Puanı:
Tecrübe:
100/100  (100/100)
MesajKonu: Mevlana Celaleddin Rumî   Cuma Mayıs 22, 2009 9:20 pm


Mevlana'nın Hayatı

Mevlâna
30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan
Horasan Ülkesi'nin Belh şehrinde doğmuştur.
Mevlâna'nın babası
Belh Şehrinin ileri gelenlerinden olup, sağlığında "Bilginlerin
Sultânı" ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahâeddin Veled'tir.
Annesi ise Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur.

Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta
olan Moğol istilası nedeniyle Belh'den ayrılmak zorunda kalmıştır.
Sultânü'I-Ulemâ 1212 veya 1213 yılllarında aile fertleri ve yakın
dostları ile birlikte Belh'den ayrıldı.

Sultânü'I-Ulemâ'nın ilk durağı Nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde
tanınmış mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaştılar. Mevlâna
burada küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar'ın ilgisini çekmiş ve
takdirlerini kazanmıştır.

Sultânü'I Ulemâ Nişabur'dan Bağdat'a ve daha sonra Kûfe yolu ile
Kâ'be'ye hareket etti. Hac farîzasını yerine getirdikten sonra, dönüşte
Şam'a uğradı. Şam'dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde
yolu ile Lârende'ye (Karaman) geldiler. Karaman'da Subaşı Emir Mûsâ'nın
yaptırdıkları medreseye yerleştiler.

1222 yılında Karaman'a gelen Sultânü'/-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl
kaldılar. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala'nın kızı Gevher Hatun
ile Karaman'da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna'nın Sultan Veled ve
Alâeddin Çelebi adlı iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun'u
kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerrâ Hatun ile ikinci evliliğini
yaptı. Mevlâna'nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Âlim Çelebi
adlı iki oğlu ile Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.

Bu yıllarda Anadolunun büyük bir kısmı Selçuklu Devleti'nin egemenliği
altında idi. Konya'da bu devletin baş şehri idi. Konya sanat eserleri
ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca
Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve Devletin hükümdarı
Alâeddin Keykubâd idi. Alâeddin Keykubâd Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin
Veled'i Karaman'dan Konya'ya davet etti ve Konya'ya yerleşmesini
istedi.

Bahaeddin Veled Sultanın davetini kabul etti ve Konya'ya 3 Mayıs 1228
yılında ailesi ve dostları ile geldiler. Sultan Alâeddin kendilerini
muhteşem bir törenle karşıladı ve Altunapa (İplikçi) Medresesi'ni
ikametlerine tahsis ettiler.

Sultânü'l-Ulemâ 12 Ocak 1231 yılında Konya'da vefat etti. Mezar yeri
olarak, Selçuklu SarayınınGül Bahçesi seçildi. Halen müze olarak
kullanılan Mevlâna Dergâhı'ndaki bugünkü yerine defnolundu.

Sultânü'I-Ulemâ ölünce, talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna'nın
çevresinde toplandılar. Mevlâna'yı babasının tek varisi olarak
gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş,
İplikçi Medresesi'nde vaazlar veriyordu. Vaazları kendisini dinlemeye
gelenlerle dolup taşıyordu.

Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaştı. Mevlâna
Şems'de "mutlak kemâlin varlığını" cemalinde de "Tanrı nurlarını"
görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü.

Mevlâna Şems'in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha
sonraki yıllarda Selâhaddin Zerkûbî ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i
Tebrizî'nin yerini doldurmaya çalıştılar.

Yaşamını "Hamdım, piştim, yandım" sözleri ile özetleyen Mevlâna 17
Aralık 1273 Pazar günü Hakk' ın rahmetine kavuştu. Mevlâna'nın cenaze
namazını Mevlâna'nın vasiyeti üzerine Sadreddin Konevî kıldıracaktı.
Ancak Sadreddin Konevî çok sevdiği Mevlâna'yı kaybetmeye dayanamayıp
cenazede bayıldı. Bunun üzerine, Mevlâna'nın cenaze namazını Kadı
Sıraceddin kıldırdı.

Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü
zaman sevdiğine yani Allah'ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm
gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen "Şeb-i Arûs" diyordu
ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek
vasiyet ediyordu.

"Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız!
Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir"

Gel, gel, ne olursan ol yine gel,
İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel,
Bizim dergâhımız, umitsizlik dergâhı değildir,
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel...
-----------------------------------------------------------------------
Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız
Bizim mezarımız ariflerin gönüllerindedir...
-----------------------------------------------------------------------
Güneş olmak ve altın ışıklar halinde
Ummanlara ve çöllere saçılmak isterdim
Gece esen ve suçsuzların ahına karışan
Yüz rüzgarı olmak isterdim...
-----------------------------------------------------------------------
Aklın varsa bir başka akılla dost ol da,
işlerini danışarak yap...
-----------------------------------------------------------------------
Şu toprağa sevgiden başka bir tohum ekmeyiz
Şu tertemiz tarlaya başka bir tohum ekmeyiz biz...
-----------------------------------------------------------------------
Hayatı sen aldıktan sonra ölmek, şeker gibi tatlı şeydir
Seninle olduktan sonra ölüm, tatlı candan daha tatlıdır...
İnsan vardır, değerlidir dertler içinde;
İnsan vardır, hayır yok Dünyaya gelişinde
Ne büyük yanılgı, ne büyük aldanıştır
"İnsan" diye anılmasının her ikisinin de...
-----------------------------------------------------------------------
Bedenimiz tıpkı değirmene benziyor.
O değirmen ki, Aşktan akan sudan döner.
-----------------------------------------------------------------------
Kötü havalarda insan Dosta aç olur,
Bir araya gelse, Dost Dosta ilaç olur ,
Bahçede güller tek tek bir şeye benzemez,
Öbek öbek olunca, Bahara taç olur
-----------------------------------------------------------------------
Aşk yüreğinde köpük köpük kan döner.
Köpük degil O . Köpük üstünde Can döner
-----------------------------------------------------------------------
Sevgide güneş gibi ol
Dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol
Hataları örtmede gece gibi ol
Tevazuda toprak gibi ol
Öfkede ölü gibi ol
Her ne olursan ol
YA OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN
YA GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL

ESERLERİ

MESNEVİ

Mesnevî, klâsik doğu edebiyatında, bir şiir tarzının adıdır. Sözlük
anlamıyla "İkişer, ikişerlik" demektir. Edebiyatta aynı vezinde ve her
beyti kendi arasında ayrı ayrı kafiyeli nazım şekillerine Mesnevî adı
verilmiştir.

Her beytin aynı vezinde fakat ayrı ayrı kafiyeli olması nedeniyle
Mesnevî'de büyük bir yazma kolaylığı vardır. Bu nedenle uzun sürecek
konular veya hikâyeler şiir yoluyla söylenilecekse, kafiye kolaylığı
nedeniyle mesnevî tarzı seçilir. Bu suretle şiir, beyit beyit sürüp
gider.

Mesnevî her ne kadar klâsik doğu'şiirinin bir şiir tarzı ise de
"Mesnevî" denildiği zaman akla "Mevlâna'nın Mesnevî'si"gelir. Mevlâna
Mesnevî'yi Çelebi Hüsameddin'in isteği üzerine yazmıştır. Kâtibi
Hüsameddin Çelebi'nin söylediğine göre Mevlanâ, Mesnevî beyitlerini
Meram'da gezerken,otururken, yürürken hatta semâ ederken söylermiş,
Çelebi Hüsameddin de yazarmış.

Mesnevî'nin dili Farsça'dır. Halen Mevlâna Müzesi'nde teşhirde bulunan
1278 tarihli, elde bulunan en eski Mesnevî nüshasına göre, beyit sayısı
25618 dir.

Mesnevî'nin vezni : Fâ i lâ tün- Fâ i lâ tün - Fâ i lün'dür

Mevlâna 6 büyük cilt olan Mesnevî'sinde, tasavvufî fikir ve
düşüncelerini, birbirine ulanmış hikayeler halinde anlatmaktadır.

DİVAN-I KEBİR

Dîvân, şairlerin şiirlerini topladıkları deftere denir. Dîvân-ı Kebîr
"Büyük Defter" veya "Büyük Dîvân" manasına gelir. Mevlâna'nın çeşitli
konularda söylediği şiirlerin tamamı bu divandadır. Dîvân-ı Kebîr'in
dili de Farsça olmakla beraber, Dîvân-ı Kebîr içinde az sayıda Arapça,
Türkçe ve Rumca şiir de yar almaktadır. Dîvân-ı Kebîr 21 küçük dîvân
(Bahir) ile Rubâî Dîvânı'nın bir araya getirilmesiyle oluşmuştur.
Dîvân-ı Kebîr'in beyit adedi 40.000 i aşmaktadır. Mevlâna, Dîvân-ı
Kebîr'deki bazı şiirlerini Şems Mahlası ile yazdığı için bu dîvâna,
Dîvân-ı Şems de denilmektedir. Dîvânda yer alan şiirler vezin ve
kafiyeler göz önüne alınarak düzenlenmiştir.

MEKTUBAT

Mevlâna'nın başta Selçuklu Hükümdarlarına ve devrin ileri gelenlerin.e
nasihat için, kendisinden sorulan ve halli istenilen diıü ve ilmi
konularda ise açıklayıcı bilgiler vermek için yazdığı 147 adet
mektuptur. Mevlâna bu mektuplarında, edebî mektup yazma kaidelerine
uymamış, aynen konuştuğu gibi yazmıştır. Mektuplarında "kulunuz,
bendeniz" gibi kelimelere hiç yer vermemiştir. Hitaplarında mevki ve
memuriyet adları müstesna, mektup yazdığı kişinin aklına, inancına ve
yaptığı iyi işlere göre kendisine hangi hitap tarzı yakışıyorsa o
sözlerle ve o vasıflârla hitap etmiştir.

Fİ Hİ MA Fİ H

Fîhi Mâ Fih "Onun içindeki içindedir" manasına gelmektedir.. Bu eser
Mevlâna'nın çeşitli meclislerde yaptığı sohbetlerin, oğlu Sultan Veled
tarafından toplanması ile meydana gelmiştir. 61 bölümden oluşmaktadır.
Bu bölümlerden bir kısmı, Selçuklu Veziri Süleyman Pervane'ye hitaben
kaleme alınmıştır. Eserde bazı siyasi olaylara da temas edilmesi
yönünden, bu eser aynı zamanda tarihi bir kaynak olarak da kabul
edilmektedir. Eserde cennet ve cehennem, dünya ve âhiret, mürşit ve
mürîd, aşk ve semâ gibi konular işlenmiştir.

MECÂLİS-İ SEB'A

(Yedi Meclis) Mecâlis-i Seb'a, adından da anlaşılacağı üzere
Mevlâna'nın yedi meclisi'nin, yedi vaazı'nın not edilmesinden meydana
gelmiştir. Mevlâna'nın vaazları, Çelebi Hüsameddin veya oğlu Sultan
Veled tarafından not edilmiş, ancak özüne dokunulmamak kaydı ile
eklentiler yapılmıştır. Eserin düzenlemesi yapıldıktan sonra
Mevlâna'nın tashihinden geçmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Şiiri amaç
değil, fikirlerini söylemede bir araç olarak kabul eden Mevlâna, yedi
meclisinde şerh ettiği Hadis'lerin konuları bakımından tasnifi şöyledir
:

1. Doğru yoldan ayrılmış toplumların hangi yolla kurtulacağı.
2. Suçtan kurtuluş. Akıl yolu ile gafletten uyanış.
3. İnanç'daki kudret.
4. Tövbe edip doğru yolu bulanlar Allah'ın sevgili kulları olurlar.
5. Bilginin değeri.
6. Gaflete dalış.
7. Aklın önemi.

Bu yedi meclis'de, asıl şerh edilen hadislerle beraber, 41 Hadis daha
geçmektedir. Mevlâna tarafından seçilen her Hadis içtimaidir. Mevlâna
yedi meclisinde her bölüme "Hamd ü sena" ve "Münacaat" ile başlamakta,
açıklanacak konuları ve tasavvufî görüşlerini hikaye ve şiirlerle cazip
hale getirmektedir. Bu yol Mesnevî'nin yazılışında da aynen
kullanılmıştır.

Mevlana'nın anlamı:

"Efendimiz, mevlâmız" mânâsında olan bu kelime, hürmeten büyük
kimselere söylenmiştir. Hazret mânâsında da kullanılır.

***************************

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://ask-cicegim.yetkinforum.net
 
Mevlana Celaleddin Rumî
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
ıllılı.ıl.lı.. Ask Çiçegim Forum ..ıl.lı.ıllılı :: (¯`·.(¯`·.(¯`·. Kültür, Sanat ve Yaşam .·´¯).·´¯).·´¯) :: Edebiyat :: Yazar Ve Şair BiyografiLeri-
Buraya geçin: